Yürürken, otururken hatta nefes alırken bile kaygı içinde olduğumu hissettim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Sık sık İstanbul’a gidip orda yaşamak zorunda oluşumu düşünüyordum. Anne kucağındaymışım gibi güvende hissettiğim yerden ayrılmak istemiyordum. Diğer yandan babamın parasını yeme sırası kardeşime geliyordu. 22 yıldır bana hiçbir zaman yükmüşüm gibi davranmayan, okulumu başarıyla bitirdiğim için benimle gurur duyan babama, borcumu ödemek istiyordum. Bunu kafama o kadar takmıştım ki, sevdiğim, yapmak istediğim şeyler, okulum hiç önemli değildi. Para kazanmak için kasiyerlikten tut garsonluğa her şeye bakıyordum. Bunlar başı sonu net çizgilerle belli olmayan bunalım sürecimin bir parçasıydı.

Okulda geçen yıllar çok garip.

4 sene ne uzunmuş meğer. Seni değiştirecek kadar uzun, doyamayacağın kadar kısa. İlk yıl çok idealisttim. Reklam yazarı olmak istiyordum. İkinci yıl, aldığım bilgisayar derslerinden etkilenerek grafik tasarıma merak saldım. Üçüncü yıl, kaybolmuştum. Depresyondaydım. Pazarlama departmanında verimli bir staj yapmıştım ama neticede bir reklam ajansı değil markada yaptığım için kendimi başarısız görüyordum. Şikayet ediyor ve her an memnunsuz yaşıyordum. Şimdiyse sevdiğim birçok şey olduğunu fark ettim. Bunlardan birini seçip yoluma bakabileceğimi anlayabildim. Ama beni asıl rahatlatan enn çok sevdiğim şeyi bilebilmekti.

Yazmak.

Yazmak her zaman hayatımdaydı, hayatımın sırdaşı ve ruhumun sesi oldu. Ama ben yazıya hiç bu seneki gibi bakmamış ve önemsememiştim. İlkokulda şiir yazmamı teşvik eden annemdi. İlk şiir defterimi bana o hediye etti. Sonraları bir kompozisyon furyası başladı. Yarışmalara katılıp derece alıyor, kompozsyon ödevlerinden tam puan alıyordum. (O dönem için havalı bi’şey olduğu inkar edilemez.) Ama bana göre bu niteliksiz bir yetenekti. Şarkı söylemek, bale yapmak, resim yapmak gibi değildi. Önüne gelen bir şeyler yazabiliyordu sonuçta. Aslında bu işe olan saygımı yitirmiştim ve yalnızca bunu yapabildiğim için kendime kızıyordum. Bu uğraşı hayatımdan çıkarmak için hiç yazmamaya ve başka şeyler yapmaya başladım. Voleybol ve basketbol oynadım. Onları sevmiştim ama maçlar bittiğinde eve gelip hala yazma ihtiyacı duyuyordum. Gitar çalmaya çalıştım. Kendimce söz yazıp beste bile yaptım. Ama hevesim fazla sürmemiş aksi gibi gitardan çok söz yazma kısmına sarmıştım.İnternetten söz yazarlarının röportajlarını okuyup şarkıların sözlerini inceliyordum. Sonra saçmaladığımı düşünüp her şeye ara verdim.

Sadece sınava hazırlandım ama alçak yazı, hayatımdan çıkmayan bir oydu. Her gün bir şeyler yazıyordum. Bazen günlük bazen kısa hikayeler ve şiirler. Sonra üniversiteye geldim ve devamı en başta anlattığım gibi.

Yazının hayatımdan bir türlü çıkmayacağını daha yeni yeni anladım. Ve garip bir huzura kavuştum. Hala nereye savrulacağımı bilmesem de hikayelerimle hayata tutunuyorum. Sağa sola yazılar gönderiyorum. Çeviriler yapıyorum. Para ya da dev övgüler almıyorum ama yaşıyorum be. Mutlu yaşayabiliyorum. İnsanın kendiyle barışması da böyle, itelediği parçasına sarılmakla oluyormuş meğer. Eğer başa çıkamadığınız sebepsiz bir mutsuzluk uzun süredir sizinleyse, ötelediğiniz parçaları arayın.

Ve ne kadar uzakta olursa olsun, size ait olmasına izin verin.

CEVAP VER

3 − 3 =