MARKETING MEET UP#EKİM’16/ İSTANBUL NOTLARI #2

Herkese merhaba. İstanbul’dayken dayanamayıp  notlara başlamıştım.  O yazıda Marketing Meet Up’ı ayrı bir yazıda toparlayacağımı söylemiştim.  Biraz gecikmeyle, işte benim ilk kez bulunduğum Marketing Meet Up deneyimleri… 🙂

9.30 da başlayacak etkinliğe geç kaldım sanarak koşturarak geldim. Sakıp Sabancı Salonuna ilk kez gidiyordum. Neyse ki gittiğimde daha kayıt sırası sürüyordu. Kayıt olup  kahvemi alıp etkinliği beklemeye başladım. Herkes sohbet ediyordu, enerjisi yüksek sıcak bir hava vardı açıkçası. Tek başıma olmama rağmen pek kasılmadım bu yüzden.

Açılış konuşmasını  Hakan Akben ve Necip Murat yaptı ancak etkinlik saati biraz geciktiği için Necip Murat hazırladığı konuşmayı değil, çok kısa bir hoşgeldiniz konuşması yaptı.  Hakan Akben’in konuşması ise gerçekten etkinlik programına çok güzel bir geçişti. Her katılımıncının bize kattığı bilgilere kısa bir giriş gibiydi diyebiliriz. Hakan Akben, değişimden bahsetti.  Hepimizin değişmek istediğinden ama bunu bir an önce istememizden girdi konuya. Hayatı hızlı yaşamamız, attığımız twitler, sabırsızca attığımız her yeni adımın etkisini yarın görmek istememiz… Oysa değişim hayat boyu sürer ve hemen olmaz.  Değişim yavaş ve acıdır. İsteyince değişmeyiz aslında. Değişmek için kendi nedenimizi bulunca,o nedenden güç alır ve değişiriz. Değişimden bahsetmek etkinliğe güzel bir geçiş oldu çünkü Marketing Meet Up’ta gün boyu değişen devirden, değişen pazardan,değişen pazarlamacıdan bahsettik.

Hemen arkasından gerçekten çok keyifli bir sunum geldi. Kına Demirel Beskınazı ile ‘yeni nesil pazarlama’yı dinledik. Yeni nesil pazarlamacının taşıması gereken özelliklerle başladık. Nedir bunlar; meraklı, deneyimleyen,data okuyan,dönüştürücü olan, hikaye anlatan.  Yeni nesil bir pazarlamacı, ekosistemden beslenerek trendleri takip etmelidir, iç görüleri toplamalıdır. Trendler, firmaların iyi yaptığı şeylerin açıklamasıdır.  Burda hibrit müşterilerden bahsettik yani; kendi deneyimine göre kolayda veya lüks ürünleri kombinleyerek hayatına devam eden müşteriler. Yani artık ürününüz için kesin bir çizgi yok. Ben belki giyimde para harcamaktan kaçınıyorum ama kıyafetimi tamamlayan aksesuarlarımi mesela kolyem, saatim için x milyarı gözden çıkarabiliyorum. Kendi değer ve deneyimlerimi kombinliyorum aslında. Dolayısıyla hibrit müşteriye seslenmek için bu 5 özelliğe ihtiyacınız var. Merak ettiniz, bilgiyi toparladınız peki ya deneyim? Denemediğiniz bir şeyi ne kadar bilebilirsiniz? Burda Beliz Hanım’ın Snapchat macerasını dinledik ve tüm salonu keyiflendiren, kızının  videosunu izledik.

 

Sıra geldi data okumaya. Data okumak nedir? Eşimizin dostumuzun düşüncesi mi? Data okumak, tüketiciyi içselleştirmek demektir. Ölçemediğiniz şey, para kaybettirir. Bu yüzden iyi bir pazarlamacı dataları iyi okumak durumundadır. Datalar içinden iyi olan büyütülür, kötü olan yok edilir.

Bunların yanında, dönüştürücü olma özelliği var ki ilk başta tahmin yürütemeyebilirsinz. Ancak diğer özellikleri destekleyen çok basit bir anlamı var aslında. ‘İyi bir dönüştürü ol ve bulunduğun şartlarda en iyisini yap.’ Yani, hazırlığınız yapıp şartların iyileşmesini bekleme. Çünkü şartlar hiçbir zaman senin istediğin kadar iyi olmayabilir. Her zaman içinde bulunduğun koşulların en iyisi ol.

Hikaye anlatma kısmını sanırım herkes biliyordur. 🙂 Kısaca, Beliz Hanım’ın cümlesiyle ‘ Yeni nesil pazarlamacılar, umut elçileridir.’

Sonra nöropazarlamayla tanıdığımız Yener Girişken çıktı sahneye. Kendisini daha önce dinlemiştim ve çalışmalarını, yazılarını da takip etmeye çalışıyorum. Biliyorsunuz son yıllarda nöropazarlamanın adı sıklıkla geçiyor, ilk zamanlarda ‘olur mu öyle bişey yav’ dediğimiz bu tanımı artık hepimiz az çok biliyoruz. Aslında sunum bu yolculuktan başladı, bize ne söylendiği ve aslında ne olduğumuzdan. Her zaman rasyonel kararlar vererek karar verdiğimizi sanardır. Ama sonra öğrendik ki farkında olmadan karar verebiliyoruz. Bu gerçek pazarlamayı değiştirdi çünkü pazarlamanın en önemli unsuru insandır. İnsanı anlamadan, hiçbir strateji işe yaramaz. Sunum interaktif bir şekilde  örneklerle devam etti.  Yener Girişken’in kapanışından kendimce ilgi çekici bulduğum cümlelerini de sizinle paylaşmak isterim: ‘İnsanları, sizi ellerinde kalem not alarak dinliyor gibi değil, 2-3 kadeh bir şeyler içiyorken dinliyor gibi düşünün. Duygularına ancak böyle seslenebilirsiniz.

Mantıksızlığı alkışlayın!’

Sonra geliyoruz kahve molasına.

Mola alanında yer alan Snapmatik aslında oldukça ilgi çekti. Ben de bir snap patlattım tabi dostlar… Ama tek olduğum için biraz hüzünlü bir filtre seçtim…

Marketing meet up'ta yalnız bir snapchatter...
Marketing meet up’ta yalnız bir snapchatter…

Meraklısı için ikramlardan bahsetmeyelim mi, edelim. Zaten girişte güzel bir hediye poşetimiz vardı. Alanda tattığımız her şeyin olduğu.  Sabah ilk girişte börek yiyenlerden gördüm ama ben aç olmadığım için almamıştım. Molalarda da  kahve makinesinden lattedir mochadır istediğini alıp hemen yanında çikolata-şeker tadımı yapabiliyorsunuz. Sıkıldıysanız bir de kaçış oyunu oynayabiliyorsunuz oracıkta. 😀

Neyse sunumlara dönecek olursak…

Ali Rıza Ersoy ile endüstri 4.0’ı konuştuk. ‘O ne ?’ derseniz şaşırmam, açıkçası ben de pek farkında değildim bu sürecin. Yani evet sanayinin dijitalleştiğini, insansız yapılan üretimleri, her şeyin mekanikleştiğini düşünüyorsunuz ama atılan adımlardan ne kadar haberdarız? Kafanızdaki soru işaretlerini azaltmak için lütfen burayı  ziyaret edin. Açıkçası o kadar dolu dolu ve hıphızzzzzlı bir sunumdu ki. 😀 Buraya neresinden başlayıp anlatacağımı bilemiyorum. Bir o kadar da esprili geçen sunumda Ali Rıza Ersoy, bize tek bir şey söyledi : ‘ Gözünüzü açın, kıçınızı kaldırın ve endüstri 4.0’ı öğrenin!’  Çünkü neden, çünkü bundan önce tüm devrimleri kaçırdık ve arkasından geldik dünyanın. Ama bunu ka-çır-ma-ya-ca-ğız! 🙂  Endüstri 4.o ile ilgili kısa notlar:

  • Doğu daha fazla üretip Batı’yı alt etmekte. Batı bu duruma bir çözüm arıyor ve seri üretmek, üretime esneklik katmak, daha ucuza üretmek istiyor.
  • Bunun sonucunda aslında kompleks üretim sistemleri gelişiyor.
    Aslında geyik yapılan ‘her yer robot olacaaaaak’  olayının karşılığı bu. Evet. Ama tek bir fark, bu gelecek o kadar uzağımızda değil ve bu bir hayal değil artık.
  • Her şeyin hızlandığı bir çağa ulaşacağız, birbiriyle haberleşen robotların olduğu kompleks analiz sistemlerini ihtiyaç duyulan ve çok çok daha hızlı.
    Burda herkesin ortak sorusu ‘işsiz mi kalacağız???’ Ali Rıza Bey iç rahatlatıyor merak etmeyin.  ‘Aksine yeni meslekler ortaya çıkacak. Bundan 10 yıl önce sosyal medya uzmanı diye bir şey yoktu, artık var. Böyle düşünün.’ Endüstri 4.0 aslında kötü değildir, insana insanca yaklaşır, kol gücünü değil bilgisini ister.’

Sunumun başlangıç ve bitişi için, endüstri 4.0’ı tehtit sanıp fırsata çevirerek bitirdik diyebiliriz.

Sonra Devrim Deniz Cengiz ile yeni nesil finans hakkında bir yolculuğa çıktık. Her şey değişiyor bankacılık sektörü olduğu yerde mi dursun? Finans sektörü de teknolojiyle iç içe, paylaşmaya açık bizlere seslenmek istiyor ve adımlar atıyor. Her gün bir çok dijital banka kuruluyor ve teklifleriyle müşterilerine sesleniyorlar. Cepte TEB’in case’ine birlikte göz attık.

Öğle yemeği arasına çıktık ki burda da bir tam puan vermek zorundayım zira, soğuk sandviç ile geçiştirilen etkinliklerde bulundum… Mis gibi, sıcacık bir ev yemeği paketimiz vardı. Tatlımız bile hatta. 🙂

Daha sonra ‘Girişimcilik Türkiye’yi neden değiştirecek?’ konulu panelde Yomi Kastro, Hakan Baş ve  Erol Bilecik’i dinledik. Açıkçası bana biraz kısa geldi L Ama programın gerisinden geldiğimiz için böyle olmak durumundaydı ne yazık ki. Sunumların genelinde mikrofon ve slayt geçişleriyle ilgili bir sıkıntı vardı. Bu teknik aksaklıklar ve geç başlamamız zamanımızdan biraz götürdü diyebiliriz. O yüzden panelin 2-3 soruyla toplanması normaldi diyebilirim. Keyifliydi.

Sıra Meltem Yeğen ile pazarlama trendlerine geldi.Dijitalleşmeden bahsedildi. Biliyorsunuz ki dijitalleşme bizim tercihlerimizi, yolculuklarımızı değiştirdi. O yüzden markaların da yolculuğu değişmeli.  Bireyxfikir liderlerixetki formülünü inceledik. Daha sonra Bora Alçı, Güven Borça, Şule Kutlay ve Temel Aksoy’un bulunduğu paneli dinledik. Sanıyorum Şule Hanım’ın sunumu en çok paylaşılan sunum olmuş. Gerçekten de daha önce duymadığım bir kavramdan bahsetti. ‘Resilience’ Nedir resilience olmak, bambu gibi, esnek, dayanıklı olmak. Kırılmamak.  Esasen, benim anladığım güç liderliğiniz bir güç timsali gibi duruyorsa, sert ve eğilmez bir duruşunuz varsa krizler karşısında yıkılabilirsiniz. Ama tevazu sahibi olarak gerçekçi ve pragmatik olup esneyebilirseniz, sert zamanları atlatabilirsiniz. Bu duruma örnek olarak fırtınanın söküp götürdüğü çam ağacı ve fırtına esnasında eğilim bükülen sazları örnek verdi Şule Hanım. Sonuç şu: Hangisi olmayı tercih edersiniz? Karar verin.  Bora Alçı ile inovasyon konusuna değinildi. Ezberleri bozmanın yetmediğini, kendi kurallarımızı yaratmamız gerektiğini. Ve hatta, kendi koyduğumuz kuralların yarattığı rakiplerle yarışmamız gerektiğini… 🙂 Aslında bakarsanız, inovasyon varsa siz savaşmaya devam edersiniz. Bir kere kaymağı götürüp yerinizi garantilediğiniz dünya artık yok. Tabi ki bu süreç içerisinde yine en önemli unsur insan, çünkü insan yoksa inovasyon yok.

Temel Aksoy, farklı bir giriş yaptı aslında. ‘Pazarlama dünyası  çok cilalıdır, bu cilalı dünyadan uzak durmak gerekir!’ Aslında kolay kolay duyamayacağımız bir eleştiri gibi geliyor bana. Çünkü sektör  cilalı olmayı seviyor. Temek Aksoy, insanların istediğinin fayda olduğundan bahsetti. Ve bir kolay kolay duyamayacağımız cümle daha ‘ Marka, markacıların zannettiği kadar tüketicinin dikkatinde değil!’ Düşününce evet, gerçek yaşama dönün bakın. Komşunuza, arkadaşlarınıza,kendinize. Elbette lovemarkınız vardır, elbette  markanın az buçuk farkındasınızdır ama hep mi? Adını bilmediğiniz ama işinizi gören birçok satın alım yapıyorsunuz. Bu anlamda, pazarlama ürün ve hizmetten kopmamalıdır aslında.

Gel gelelim benim merakla beklediğim sunuma. Fatmanur Erdoğan’ın ‘Geleneksel PR’ın sonu’ hakkında sunumu, çok güzel ama belki de bu yüzden çok kısa geldi . 🙁  Türkiye’de varolan PR’a göz atıp aslında nasıl olması gerektiğine göz attık.  Türkiye’de hala medya ilişkileri odaklı ilerleyen, operasyonel bir PR bulunuyor.  PR’cılar en iyi bildiği işleri yaparak, kendini tekrarlıyor ama işlerini garantiliyorlar. Hala geleneksel mecralarla sınırlıyız. Basın bülteninden öteye gidemiyoruz. Proje bazlıyız. Ve belki de her şeyin kaynağı, PR’ı kriz başladığı an olarak görüyoruz. Kriz odaklıyız. Oysa birçok dinamik var ve bunlar güncel PR’ı yaratıyor. Zamanın ve dolayısıyla kültürün değişmesiyle anlamdırmalarımız, beklentilerimiz değişiyor. Güncel PR, strateji odaklı olmalı, entegre planlama yapabilmeli, çok kanallı ve şeffaf olamalı.

Son olarak Ussal Şehbaz ile endüstriyel internet konuşuldu ve günün sonu. 🙂

Oldukça keyifli sunumlar oldu. Kişisel olarak benim kararım, evet bir dahaki Marketing Meet Up’a da gidilir.. 🙂 Eğer birileri de benimle gelmek isterse hayır demem . 😀  Network kasılabilecek bir etkinlikte ben kayıt masasıyla ilişkimi sıcak tuttum arkadaşlar affedin. 😀 😀  Aklınıza yatarsa sonraki Marketing Meet Up’ta girelim kol kola gidelim,ben hayır demem. 😀

CEVAP VER

20 − 11 =