İSTANBUL NOTLARI #1

Herkese merhaba. Marketing Meet Up macerası için geldiğim İstanbul ’da bir hafta geçireceğim. Açıkçası birbirinden farklı deneyimler olduğu için Marketin Meet Up’ı ayrı bir yazıda toparlayacağım. Bir  İzmirli ve aynı zamanda Eskişehirli’nin gözünden ilk kez görüşüm değil İstanbul ’u. Ama  bu sefer daha çok tek kaldım ve kendimi dinleyerek gerçek düşüncelerimi bulma fırsatım oldu. Bu satırları sonbahar yağmuru yağarken, Rumeli Hisarı Simit Sarayı’ndan yazıyorum.  🙂

Bu geliş hem yeni başlangıçları yapacak cesareti verdi bana. Hem de derin, buruk kırıklar bıraktı.

Tek başıma havaalanından Şişhane’ye geldim, arkadaşımla buluştum. Hoş bir kafede kahve içtik. Canımı sıkan şeyleri döküldüm. Boşvermişliğimi saklamadan, bıkmışlığımı gösterdim. İçimi açtım. Kime sorsanız bu iyi bir başlangıçtır.

İstanbul’a bu gelişimde biraz şanslıyım galiba. Geçen gelişimde mayıs gibiydi ve insanlardan nefes alamamıştım. İstiklal Caddesi’nde nefes alamayacağım sanıp arka sokaklara girdiğimi hatırlıyorum. Ve tabi havaalanına giderken metronun camına nasıl yapışmak zorunda kaldığımı. Ama bu gelişimde metrolar,otobüsler ve Marmaray bomboş.  Buraya beslediğim ilk sıcak duyguların kaynağı işte bu boşluktan… 🙂 İstanbul’da sonbahar etkisi sanırım.

Ne kadar sempati beslersem besleyeyim, buraya ait olmadığımı her an hissedebiliyorum. Etkinlikte ve dışarda, gördüğüm şey insnaların çok ama çok hızlı yaşadığı. Vakit kaybetmemek için birbirlerine yardım etmek istemiyor, ettiklerinde bin kere ofluyorlar. Ama bir o kadar keyifliler, yalan yok. Dışarda cafelerde, barlarda takılan insanlara; arkadaşlarıyla olanlara bir bakın. Paylaşacak anıları, kelimeleri var. Sadece zamanları yok. Herkes ağır sırt çantalarıyla, bilgisayarlarıyla gezip belirli aralıklarla maillerine bakıyor. Kurtulmak istediğim yaşam  burda çok sıradan. Ben işim gereği bilgisayarı hep yanımda taşıdığımdan yakınırım. İzmir’de bunu yapan pek insan göremezsiniz. Bu yüzden de kendi koşullarımın ağır olduğunu falan söylerdim hep. Bu 5 günlük İstanbul molasında bile çalışmak zorunda olduğum anlar için bin şikayet ettim. Ama burda beni normalleştirip İstanbullular arasına karıştıran tek şey bu oldu.

Burayı hep kapkara görürdüm. Ama garip bi’ şekilde, insanların direndiğini görüyorum. Galiba yaşadıkları yerin karanlığının onlar da farkında ve hepsi tutunacak bir şey arıyor. Bu yüzden burda herkes birçok şey yaıyor. Dolu dolular. Aktifler. Aynı anda birçok iş yapmak zor gelmiyor onlara. Tempoları bu.

Bunlar benim hoşuma gitti aslında. Ulan dedim, burda benim de kaçırdığım bir dünya olabilir. Kendimi rahata çok alıştırmış olabilirim. Bir şans verebilirim.

Ama kendimi açıkça uzaylı hissediğim bir konu var, buna gösterebildiğim bir anlayış yok maalesef. Gerçekten bence kimse Türkçe konuşmuyor! Arapça, Japonca, Kürtçe,Almanca vs vs evet zaten her yerde konuşuluyor çok karışık bir yer burası ama,  gayet Türkçe konuşuyoruz zannederken arada bi’ ton İngilizce terim. Her sektörün terimleri var ve plaza dili denilen bi’şey var evet bi’şey diyemem buna. Ama çok basit şeylerin bile İngilizce kullanılması beni uyuz etti. Çok kullanılan kelimeler listesi: ‘Case, review,meet,guide,refuse,check,’zone’lamak,event,….’

Neyse. Her şehrin kusurları vardır.

İzmir’in bir anne kucağı kadar rahat ve sıcak olmasına karşın, kusurlarını gördüm. İzmir’de bir şeyler öğrenmek istiyoruz ve o kadar zor öğreniyoruz ki. Azıcık bilgiye çok zor erişiyoruz. Burda kafanı nereye çevirsen sana yol gösteren izleri bulabilirsin. Öğrenmen için önünde bir dünya serili. Aslında beni büyüleyen bu oldu. 6 aydır çalışıyorum, tüm gücümle ve isteğimle. Ama öyle saçma şeyler yüzünden büyük sorunlar yaratılıyor, vizyon ve bilinenler o kadar küçük ki. İşimden soğumuştum. Yeniden sınava girmek, bir yerlerde bambaşka işler yapmak, ailemin yanında karpuz gibi yatma planlarım arasına girmişti. Mutsuzdum ve severek yaptığım bir şey beni hayal kırıklığına uğrattığı için daha da mutsuz oluyordum. Buraya geldiğimde, işimi ne kadar sevdiğimi fark etme fırsatım oldu. Marketing Meet Up’ın her anında heyecanlanmak ve daha çok heyecanlanmak istemek, beni uyandırmıştı. Şu an bu satırları İstanbul’da ikinci gününü geçiren biri olarak yazıyorum. Döndüğümde tek isteğim, prangalarımdan kurtulmak. Bunun için büyük bir adım atacağım. Daha önce göstermediğim cesurlukta.

Kendim için.

Kalan 3 gün hakkında kayda değer şeyler olursa yazmaya devam edeceğim. Bu arada, okumayacağınızı biliyorum ama teşekkürler RumeliHisarı Simit Sarayı. İkinci evim oldunuz. <3

 

CEVAP VER

twenty − nine =